17 Aralık 2010 Cuma

Siz Hiç Yatmadan Önce Yemek Yediniz mi ?


Gece yatmaya yakın, midenizden açlık sinyalleri gelip, bir şeyler atıştırıp yattığınız olmuştur.
Hatta bazen koşuşturmacalar yüzünden akşam yemeğinizi 22:00 + saat dilimlerinde yemişsinizdir.
Belki de final haftası kafayı toparlamak için güzel bir soslu makarna yemişsinizdir.

Defalarca bir çok periyotta denediğim bu girişimlere tekrar bakınca, vücudumu daha doğrusu kendimi dinlemekten ne kadar uzaklaştığımı anlıyorum.

Hücreleri yenilmeye başlamaya hazırlanan bünyeye fazla mesai uyguluyorum, hem zoraki hem de hiç para ödemeden.Aynı uygulama çalışma hayatımda bana yapılsa, çok zoruma gider, hatta iki üç defa yapıldığında dayanamam isyan ya da istifa ederim.

Ama bana yapılmasını istemediğim bir şeyi, ben kendi vücuduma yapabiliyorum.

Şimdi olayı "Tanrılar Okulu" perspektifinden inceliyorum.

Farkındalık dışı geçmişin ceza gibidir.Geçmişinle yüzleşip karanlık yanlarını değiştirmelisin.

İlk yapılacak kendimizi yargıdan uzak bir gözlem ile mercek altına almaktır.

Kendini gözlemlemek, kendini düzeltmektir.

Geçmişine döndüğünde durumları değiştiremezsin fakat, olaylar karşısındaki tutumlarını düşün, onları değiştirdiğinde geleceğini değiştiryorsun.

Kendi kendini alt et !

Kendini yüreğinde bağışla.

Akşam yemeğinden, vücuda fazla mesai çıktığı gibi, Tanrılar Okulu ile egzersizde çıkabilir.

Mehmet Ali

* Fotoğraf: 24.04.2010 Ayvalık

27 Kasım 2010 Cumartesi

Ya Çıkarsa


Yine yeni bir yıl yaklaşmakta.Yeni yılın gelişinin ilk habercilerinin bir de Milli Piyango biletleri.
Defalarca filmlere konu olmuş olan bir gecede zengin olma hayalleri.

Hayallerinin kalitesi ile yaşam kalitesi arasında, doğru bir ilişki olduğuna inanıyorum.Ne yazık ki genel hayaller "çok para, ev, araba" üçgeni ile sınırlanmış durumda ve ne kadar denenirse denensin iç açıları toplamı 180 derece...

Kendimize ait olmayan, ısmarlama hayaller cumhuriyetindeyiz.Çok param olsun hemen bir ev alacağım yetmez aslında 3 ev alacaksın 2 sini kiraya vereceksin.en büyük enerji buna yönlendiriliyor, oysa herkes zaten bir şekilde bir evde oturuyor ve çok istediği o eve bir şekilde bir sürede sahip oluyor,bir ev alma uğruna ertelenen hayallere açıkçası üzülüyorum.

Bir başka hayal klişesi çok param olsun dünyayı gezeceğim.İstanbul'da yaşayanlara sormak isterim, bir dünya kenti İstanbul'u ne kadar tanımaktasınız?Yaşadığı şehri tanımayan, yaşadığı ülkeyi tanımayan bunlar içinde zamanım yok ,o kadar param yok kalkanlarının arkasına sığınan yurdum insanın dünya turu hayallerinin ironisi...

Peki bu yazıyı okuyan olarak,
büyük ikramiye sana çıkarsa ne yapacaksın?

*Fotoğraf: 15.05.2010 Asmalımescit/İstanbul

20 Kasım 2010 Cumartesi

Hayallerin Ölümü ( Paulo Coelho - HAC )


Hayallerimizi öldürdüğümüzün ilk belirtisi vakitsizliktir. Hayatımda tanıdığım en işi başından aşkın insanlar, her zaman her şeyi yapmaya vakit bulmuşlardır. Hiçbir şey yapmayanlar ise her zaman yorgundurlar ve yapmaları istenen azıcık işle bile hiç ilgilenmezler. Durmadan günün çok kısa olduğundan yakınırlar. Aslında, yürekten savaş vermekten korkarlar.


Hayallerimizin ölmesinin ikinci belirtisi sınırlılıklarımızda yatar. hayatı büyük bir serüven olarak görmek istemediğimiz için, hayattan pek az şey beklemekle bilgece, hakça ve doğru davrandığımızı düşünmeye başlarız. Günlük yaşayışımızı kuşatan duvarların ötesine baktığımızda, kırılan mızrakların sesini işitir, toz ve terin kokusunu duyar, büyük yenilgileri ve savaşçıların gözlerindeki yangını görürüz. Ama savaşa girenlerin yüreklerindeki sevinci, büyük hazzı asla görmeyiz. Onların gözünda, zafer de, yenilgi de önemli değildir; önemli olan, yalnızca yürekten savaşıyor olmalarıdır.


Ve son olarak, hayallerimizin yok olup gitmesinin üçüncü belirtisi huzurdur. Hayat bir pazar günü öğleden sonrasına döner; büyük şeyler istemez oluruz, vermeye razı olduğumuzdan daha fazlasını istememeye başlarız. Bu durumda, kendimizin olgunlaşmış olduğunu düşünürüz; gençlik düşlemlerimizi bir yana bırakır, kişisel ve profesyonel başarının peşine düşeriz. Yaşıtlarımızın hala hayattan bekledikleri bir şeyler olduğunu söylemeleri karşısında şaşkınlığa uğrarız. Ama aslında, yüreğimizin derinlerinde biliriz ki, hayallerimiz uğruna savaşmaktan vazgeçmiş, yürekten savaş vermekten kaçmışızdır.

Hayallerimizden vazgeçip huzura kavuştuğumuzda, kısa bir dinginlik dönemi yaşarız. Ama ölü hayaller içimizde çürümeye ve tüm varlığımızı körletmeye başlar. Çevremizdekilere karşı zalimleşir, sonra da bu zalimliği kendimize yöneltmeye başlarız. İşte o zaman hastalıklar ve ruhsal bozukluklar başgösterir. Savaşta kaçınmaya çalıştığımız düş kırıklığı ve yenilgi, korkaklığımız yüzünden tepemize çöker. Ve bir gün, ölüm gitmiş hayaller soluk almamızı güçleştirir ve ölümü arar oluruz. Bizi sınırlılıklarımızdan, işimizden ve pazar öğleden sonralarının o korkunç huzurundan kurtaran, ölüm olur."

*Fotoğraf: 17.11.2010 / Büyükada

14 Kasım 2010 Pazar

Memleketimden İnsan Manzaraları


Nazım Hikmet "Memleketimden İnsan Manzaraları" şiirinde Galip Usta'yı anlatmış.
Galip Usta içimizden beri, yanlış hayallerle büyütüldü, hayallerini yaşadı, bize yanlışı istemeyi öğretiyorlar.Tersini denedik , istediğimizi aldık, ama istemekten utandık.

İşte Galip Usta:

Memleketimden İnsan Manzaralarından
Haydarpaşa garında 1941 baharında 
saat on beş. 
Merdivenlerin üstünde güneş 
yorgunluk ve telâş 

Bir adam      
merdivenlerde duruyor 
bir şeyler düşünerek. 
Zayıf. Korkak. 
Burnu sivri ve uzun yanaklarının üstü çopur. 

Merdivenlerdeki adam  
-Galip Usta-  
tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur: 
"Kâat helvası yesem her gün" diye düşündü    
5 yaşında. 
"Mektebe gitsem" diye düşündü                
10 yaşında. 
"Babamın bıçakçı dükkânından Akşam ezanından önce çıksam" diye düşündü          
11 yaşında. 
"Sarı iskarpinlerim olsa kızlar bana baksalar" diye düşündü     
15 yaşında. 
"Babam neden kapattı dükkânını?" Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına"         
diye düşündü                        
16 yaşında. 
"Gündeliğim artar mı?" diye düşündü       
20 yaşında. 
"Babam ellisinde öldü, ben de böyle tez mi öleceğim?"   
diye düşündü   
21 yaşındayken. 
"İşsiz kalırsam" diye düşündü                         
 22 yaşında. 
"İşsiz kalırsam" diye düşündü           
23 yaşında. 
"İşsiz kalırsam" diye düşündü           
24 yaşında. 
Ve zaman zaman işsiz kalarak "İşsiz kalırsam" diye düşündü           
50 yaşına kadar. 
51 yaşında "İhtiyarladım" dedi,                   
"babamdan bir yıl fazla yaşadım." 
Şimdi 52 yaşındadır. İşsizdir. 
Şimdi merdivenlerde durup   
kaptırmış kafasını    
düşüncelerin en tuhafına: 
"Kaç yaşında öleceğim? 
Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?"                                                    
diye düşünüyor. 

Burnu sivri ve uzun. 
Yanaklarının üstü çopur. 
*Fotoğraf: 25.09.2009 Fethiye


9 Kasım 2010 Salı

Antagonist


Antagonist,yani içindeki düşmanın,özel itici bir güçtür.
Sorumluluk derecemiz ne denli yüksekse,antagonist'in saldırısı o denli acımasız olacaktır.
Antagonist bizi ölçer,bize ne olduğumuzu gösterir,bizi gerçekleştirir..
Özgürlük derecemiz ne denli yüksekse,onun etkinliği o denli sinsicedir.
Antagonist'ten korkma!

Zalimlik maskesinin ardında,
en büyük müttefikin,en sadık uşağın saklanmıştır.
Antagonist'in biricik amacı,
senin zafer kazanmandır.
Antagonist esas hedefi olan senin bütünlüğün için,
her aracı kullanıp,her stratejiyi uygular.
dünyada kimse seni antagonist'ten çok sevemez.

Antagonist seninle ilgili herşeyi bilir ve senin için herşeyi yapar.
Çünkü onun varlık nedeni sensin.

Antagonist'ten korkma!
mükemmelliğin onun acımasızlığıyla,
ölümsüzlüğün de onun görünüşteki ölümsüzlüğüyle gelişir.
Anlama yetin, onun gücüyle gelişir.
Gücün de onun anlamasıyla.

Çünkü antagonist sensin!

*Fotoğraf: 8 Kasım 2009 İstanbul Bienali

Sabah Sporu


Bir sonbahar sabahı
Sislerle uyandın mı hiç?
Çılgın gibi koşarak
Egzersiz yaptın mı hiç?

Gri sabahlarda kalkmanın zorluğu fizyolojik mi , öğretilmiş bir çaresizlik mi?

Eğer sıcak bir ekmek gibi geleceği göğsünde taşıyorsan, hayattaki her günü maksimum yaşama çabasında olduğun gibi, gelecekteki hayallerinin aktörü olan kendine iyi bakıyorsun.

İlk başlarda antagonist devreye giriyor, üşeniyorum o halde yarın lafını şiar ediniyorsun.
Ama bir kaç kere yen, akıllı antogonist artık bununla başedemeyeceğini anlıyor ve yeni tuzakların çalışmalarına başlıyor.

Sabah spor yapmak güzeldir, limitlerinin ne kadar büyük olduğunun keşfi için çok güzel bir araç.
Beden enteresan, büyük hayalperest.Sen harekete başlıyanca, hiç durmayacağını hayal ediyor.
Karbonhidratlardan vazgeçip yağları yakıyor neme lazım diye, biraz daha hızlanırsan sıra proteinden yemeye geliyor.(bkz. maraton atletleri...) Bu da yetmiyor sana yorgunluk sinyalleri yolluyor, sen durduğun zamanı gösterdiğinde duracağını anlıyor, her gün limit artıyor.

Hayata dair bir çok çıkarımın ilhamcısı oluyor sabah sporu, sabah sporu güzeldir.

Mehmet Ali


* Fotoğraf: 03/11/2010 Caddebostan Sahil.

7 Kasım 2010 Pazar

Güzel Bir Gün...




Bugün pazar , dillere pelesenk,sendrom günü.
Soru Nasıl Uyanıyoruz?
Bir anda keyifle, yeni bir güne başlamanın heyecanı mı?
Of, puf yine lanet trafik ve iş diyerek mi?

Genel teammül kalkamamak üzerine.Mutsuz insanlar ordusu, 5 dakika daha fazla uyumayı kar sayan insanlar ordusu.

Düşlerini, sosyal kaygılarla değiştiren ve bu duruma alışan olgu.
İllaki sosyal sorumluluklar önemli ama, senin hayallerini çalmamalı.
Her yeni güne umutla başlamalısın, hayallerin olmalı, sarılmalısın onlara...
Yoksa çıkışı olmayan labirentte kördüğüm oluyorsun.

Umarım hepimiz yarın keyifle kalkarız, güzel bir güne başlarız.
Düş+Zaman=Gerçek

Mehmet Ali

Fotoğraf: 31.10.2010 Bitez/Bodrum